İlhami'nin Perileri

12 Ağustos 2015 Çarşamba

The Phil Files, Part 1: Önümüzdeki Savaş

Basketbol hakkında daha önce 18 kitap yazan Charley Rosen, Phil Jackson'ın New York Knicks'te yönetici olarak geçirdiği ilk sezonunda Jackson'la sürekli iletişim içindeydi. Her ay en az 1 gün Jackson'la görüşen Rosen, Jackson'dan Knicks kadrosu ve Knicks'teki yeni takım başkanlığı rolü gibi konularda bilgi edinme fırsatı buldu. ESPN'in derlediği "The Phil Files" yazı dizisi ile karşınızdayım. An itibariyle söz konusu yazı dizisinin ilk bölümünü okumaya başladınız bile. Keyifli okumalar.
--






Tarih: 2 Ekim, 2014
Knicks'in derecesi: 0-0


WEST POINT, NEW YORK - Amerikan Ordu Akademisi'nin bulunduğu West Point'te, nereye baksanız ordunun önemli mezunlarını ve idollerini sizlere hatırlatan heykeller, portreler ve binalar görürsünüz.

George Washington'ın ata binişinin görüldüğü bronz bir heykel vardır. George Patton, elinde bir çift dürbün tutarak, düşmanla savaşmaya hazırlanır. Dwight Eisenhower, elleri belindeyken sonsuz geleceğe korkusuzca bakar.

Bir tepenin üstünde, muhteşem Thayer Oteli'nde ise, NBA tarihinin en büyük liderlerinden biri kariyerinin belki de en zorlu mücadelesini vermeye hazırlanmaktadır: spor dünyasının en prestijli franchise'larından birini bir koç olarak değil, bir yönetici olarak kurtarmak.

MacArthur'un Restoranı'nın özel bölümünde büyük bir masada New York Knicks sweat'li Phil Jackson, Knicks efsanesi ve eski takım arkadaşı Willis Reed ile birlikte franchise için yeni bir dönemi başlatacak hazırlık kampını beklemekte. 40 yıl önce bu ikili, Knicks'in şampiyon olmasında pay sahibiydi.


Ancak muhabbet bu konuyla değil, siyah bir ayının genç bir adama saldırıp onu öldürdüğü haberiyle başlıyor. Hem Jackson (Deer Lodge, Montana) hem de Reed (Hico, Louisiana) vahşi bir coğrafyadan geldiklerinden, konu yavaş yavaş yabani hayatın diğer öğelerine doğru kayıyor. Birbirlerine kurtlar, vaşaklar ve dağ aslanları ile ilgili hikayeler anlatıyorlar; ancak tilkilerin bu hayvanlar arasından en akıllısı olduğunu her ikisi de kabul ediyor.

“Yürüyüş yaptığımda,” diyor Reed, “ya da otobandan arabamla geçtiğimde, genellikle onlardan bir sürü görüyorum, ve hepsi beni görmezden geliyor. Ama yanımda silah olduğu zaman, bir tanesine bile rastlamıyorum. Tilkiler, en azından benim çevremde bulunanlar, benim tehlikeli ve donanımlı olduğumu anlıyorlar gibi.”

“Tilkiler kedi ve köpekleri yemeyi çok sever.” diyor Jackson. “Bir köpeği sıcağın alnında öldürmek için, aralarından bir dişiyi gönderirler.”

Muhabbet kaçınılmaz bir şekilde basketbola doğru yöneliyor, ve eski oyuncuların eklemlerine metal parçalar eklenmesinin yaygınlaşması ve Dave DeBusschere’nin “fil bacaklarının” konuşulmasının ardından, hazırlık kampının önemine odaklanıyorlar. Hareketli ve zorlayıcı sezon başladıktan sonra, antrenmanlar için çok az vakit kalacak. Bu nedenle kampın en bariz önceliği, koç ekibi tarafından takıma hücum ve savunma anlayışının monte edilmesi...

4 haftaya yakın bir süre devam edecek olan bu antrenman ve hazırlık maçları sürecinin bir başka önemi daha var: her bir oyuncunun eksikliğinin üzerine gitmek. Gelişmek ve yetenekleri belirlemek, saha içindeki farkındalığı arttırmak, ve maç hazırlığı; her takım için gerekli olan etmenlerdir – özellikle de Knicks gibi yeniden yapılanma sürecinde olan bir takım için.

Jackson, yeni sezonun başarılı geçmesi için takımın her bir üyesinin ne üzerinde çalışması gerektiğini sistemli ve içten bir şekilde planlıyor.

Bu yaz Tyson Chandler’ın Dallas’ın yolunu tuttuğu takasta takıma katılan Jose Calderon, oldukça iyi bir şutör, ancak o ve bir diğer oyun kurucu Pablo Prigioni topu çok daha iyi savunabilmeli. Ayarı belirsiz guard J.R. Smith takımın açık ara en atletik oyuncusu, ancak “iyi şut ve kötü şut arasındaki farkı” öğrenmeli. Bulls, Rockets ve Lakers’la görüşmesine karşın off-season’da Knicks’le maksimum kontrat imzalayan Carmelo Anthony, kendisini kanıtlamış bir All-Star ancak Jackson’la özdeşleşen üçgen hücumda topu daha iyi paylaşmalı. Jackson, NBA Gelişim Ligi’nde parlayan Langston Galloway’i de beğeniyor.
Peki ya New York’un çaylak koçu? 20 yıllık kariyerini sadece aylar önce sonlandıran Derek Fisher’ın kamptan neler öğrenmesi gerek?

“Fish’in,” diyor Jackson, “eğitimi bir sürece yayılacak. Maçların ve sezonun temposunu fark edebilmeyi ve ayarlayabilmeyi öğrenmek zorunda. Ne zaman oyuncuları antrenman yapmaları için zorlayacağını bilmeli. En önemlisi de, Fish oyuncu ilişkilerinde ne zaman geri adım atıp atmayacağının farkında olmalı. Ama bu onun takımı ve ellerimi tamamen üstünden çekeceğim. Sadece bana ihtiyacı olduğu zaman uygun olacağım.”

Daha ilk top sektirildiğinde dâhi Jackson’ın kulüpte yarattığı etki aşikardı: Knicks’in hazırlık kampını West Point’te gerçekleştirmesi fikri ona aitti. Bu 64 km2‘lik alanda disiplin, verimlilik ve konsantrasyona dayalı her şeyin oyunculara gözle görülse de görülmese de etki yapacağını anlamıştı.

Yine de, çaylak yönetici için “yeni” denilebilecek bazı alanlar vardı.

“Çeşitli olayların deadline’ını öğrenmem gerek.” diyor, “kadroların ne zaman kesin olarak belirleneceği, 10 günlük kontratların ne zaman imzalanabileceği, kontratların sezonun geri kalanı için ne zaman garanti hale geleceği gibi. Bir şey yapmam gerektiğinde lig yönetiminden kimi arayacağımı öğrenmek de var. Aynı zamanda, daha önce hiç menajerlerle uğraşmadım. Ve, takas gerçekleştirebilmek için, diğer takımlardan hangi görevlilerle görüşeceğimi de bilmem gerekiyor.”

Jackson, Fisher’a karışmayacağına söz vermişti – örneğin, sadece evlerinde oynayacakları maçlara gidecekti – ancak medya, hazırlık kampının açılışını terk ettikten sonra ona biraz yardımcı oldu.

Koç iken Jackson; filmler, YouTube resimleri ve diğer kaynaklardan aldığı ufak tefek şeyleri gözlem videolarına serpiştirmesiyle ünlüydü. Bu nedenle kampta söz aldığı bölümde Knicks’e özgüven ile alakalı kısa bir video izletti.

Jackson, Kuzey Dakota Üniversitesi’ndeki dördüncü ve son sezonunu tamamladıktan sonra, New York tarafından draft edildi. O zamanlar Red Holzman Knicks gözlemcisi idi ve Kuzey Dakota’daki Grand Forks’a Jackson’la kontrat imzalamak için gitti.

“Gayet net konuşmuştu,” diyor Jackson, ve hatırlıyor, “yaklaşan hazırlık kampında Willis Reed’le eşleşecektim. Red takıma veda ettikten sonra, bir kutu bira aldım ve bana bıraktığı kaseti izlemek için UND’deki (Kuzey Dakota Üniversitesi) tüm takım arkadaşlarımı çağırdım. İzlediğimiz maç, 18 Ekim 1966 tarihinde oynanmıştı, ve Knicks ile L.A. Lakers’ı karşı karşıya getiriyordu. Gördüğümüz tek şey birkaç herifin ortalıkta koşuşturmasıydı. Arada bir perde yapıyorlardı. Bir süre sonra gülmeye başladık, çünkü hepimiz koçumuz Bill Fitch’in bize öğrettiği zeki basketbolu benimsemiştik.

“Lakers olağanüstü yetenekliydi ve Knicks’i ezip geçiyordu, ta ki ansızın bir hava atışı yapılana kadar. Sanki, kaset bir süreliğine durmuştu ve bir sonraki gördüğümüz şey, Willis Reed’in, yakınındaki tüm Laker’lar tarafından saldırıya uğramasıydı. Willis yere düşmüştü ve tüm o oyuncular üzerindeydi, tabii aniden bir kuvvet ve enerji patlaması yaşayana kadar. Kalktı ve bir ayı yağmurda ıslandıktan sonra nasıl silkiniyorsa, aynı o şekilde üzerindeki herkesi fırlattı. O noktada, iş kavga olmaktan çıkmış ve katliama dönmüştü. Willis, John Block’ı burnundan yumrukladı, Henry Finkel’ın başına vurdu ve Rudy LaRusso’yu yere yapıştırdı. Diğer birçok Laker korkmuştu, ve bazıları kenardaki skor masasının altına saklanmaya bile çalıştı.”

Aynı gün, Knicks oyuncuları izledikleri sahneden büyülenmiş ve çok etkilenmişti. Reed’in buna gösterdiği reaksiyon ise gülümsemek ve hala kuvvetli olan omuzlarını silkmek olmuştu.

Sözün bittiği yerdi.

Reed “the Captain”dı – geçmişte, şimdi ve daima. Knicks’e; tarihi, geleneği, kuvveti, ve diğer her şeyden önce, bir şampiyon olmak için gereken tutkuyu tanıtmıştı.

Knicks’in Phil Jackson komutasındaki ilk sezonu bu şekilde başladı. Nasıl sona ereceği ise halen muamma.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder